11 Eylül 1999

Alafranga Lokanta Hizmete Girdi


Armada'dan yüzyıl başı İstanbul'unda yaşanan "sentez" kültüre bir gönderme: "ALAFRANGA"





Sultan Abdülaziz’in 1863’teki “Uluslararası Sanayi Sergisi”ni ziyaret eden batılı konuklarla birlikte Sultanahmet’e de giren "alafranga mutfak", eski İstanbul kültürünü yaşatmaya çalışan Armada Otel’e esin kaynağı oldu. Armada, Sultanahmet, Keresteci Hakkı Sokakta, 1930 yapımı bir ahşap binayı onararak, “Alafranga" lokanta adıyla İstanbulluların hizmetine soktu.
 "ALAFRANGA" lokantanın ilk konukları, turizmci Akın Kuruner'in doğum gününü kutlamak için bir araya gelen dostları oldu… 

Resimde -soldan sağa- Kasım Zoto, Akın Kuruner, gazeteci yazar Vivet Kanetti, ressam Komet, Jennifer Sertel, ressam Ömer Uluç, Işıl Ipekçi ve Prof. Murat Sertel görülüyor... 
19. yüzyılın ikinci yarısı ve 20. yüzyıl başında kozmopolit Osmanlı mutfağı ile batı mutfaklarının karışımından örneklerin sunulacağı "Alafranga", sadece mutfağı ile değil, dekoruyla da dönemin kültür sentezinin izlerini yansıtıyor. 70 kişilik kapasiteye sahip "Alafranga"ya, yalnızca rezervasyonla gidilebiliyor.


ALAFRANGA
Yüzünü 19. yüzyılda batıya çeviren Osmanlı İmparatorluğu yerel kozmopolit kültürünü batı kültürleri ile birleştirerek "Alafranga" kültürünü ortaya çıkarmıştır. Bir sentez olan "Alafranga" kültürü, kendisini en çok mimarlıkta (konutta), giyim kuşamda, sanatta, eğlencede ve tabii ki, mutfakta göstermiştir. 
19. yüzyılın ikinci yarısında Pera Bölgesi'nde yeralan Apollon, Valaury ve Europe gibi lokantalar "Alafranga"ya öncülük etmiş ve arkasından Pera Palas'ın ve Tokatlıyan Oteli'nin lokantalarının açılması ile bu kültür pekişmiştir.
20. yüzyıl başı "Alafranga"nın altın dönemi olmuştur. Bu dönemde bu kültürün temsilcileri olarak ilk akla gelenler Abdullah Lokantası, Park Otel Lokantası, George Karpic Lokantası, "Şef Fontana Dönemi" ile Liman Lokantası, Turquise, Lebon, Markiz, Taksim Belediye Gazinosu, Kervansaray, Süreyya'dır. "Alafranga" lokantalarında, bazen, her ne kadar işletme sahibinin veya şeflerin şahsi kültürlerinin etkisi görülse de, genellikle bu sentez kültür baskın çıkmıştır. Aynı dönemlerde İstanbul'da yalnızca Fransız, Rus, Macar, Avusturya ve Alman mutfaklarının örneklerini sunanlar da vardır.
SULTANAHMET ve ALAFRANGA
Sultanahmet bölgesinin "Alafranga" ile tanışması, 1863'te Abdülaziz tarafından açılan "Sergi-i Umumi-i Osmaniye" yani ilk "Uluslararası Osmanlı Sanayi Sergisi" ile başlar. Sultanahmet meydanının ortasında Fransız mimar Burgois ve iç mimar Pervileé tarafından tasarlanan ve 3500 metrekare taban alanına oturan bu sergiyi daha cazip kılmak için, sergi etrafında eğlence yerleri ve lokantalar özendirilir. Sergi son derece başarılı olup beğeni toplar. Abdülaziz'in bile iki gün üstüste gelip sergiyi izlediği söylenir. Sergiyi kısa bir sürede, onbini yabancı olmak üzere yüz- yüzellibin kişi izler ve bu nedenle semtteki işletmeler bu vesile ile altın çağlarını yaşarlar. Kırkar kişilik gruplar halinde geldiği kaydedilen yabancı seyyah-işadamlarından dolayı da, aynı tarih ilk organize Türk turizm hareketi'nin de başlangıcı sayılır. Daha sonra bu başarılı sergi tekrarlanmak istenmiş ise de, çeşitli sebeplerden dolayı bir daha yapılamamıştır.
ARMADA ve "ALAFRANGA"
Armada "ALAFRANGA"nın şu anda içinde bulunduğu binanın, 1932 yılına kadar iki katlı işyeri olarak kayıtlı olmasından, bu konut bölgesinde bu tarzda başka kayıtlı bir işyerinin olmamasından ve sözlü bilgilerden dolayı, o dönemdeki bir Pera Alafranga Lokantası'nın bu sergi için özel izinle kurulmuş bir şubesi ("succursale") olması muhtemeldir. Armada'nın "ALAFRANGA" Lokantası, yüzyıl başı İstanbul'unda yaşanmış olan bu sentez mutfağa ve tarza bir atıftır…

22 Şubat 1999

Armada'da Tango'nun 5. Yaşgününde Band-O-Neon Rüzgari...


Armada’da Tango’nun 5. yaşgünü kutlamaları için Avusturya’dan davet edilen “Band–O–Neon” grubu, tangoseverlere dört özel gece yaşatacak. Ulaşımları Türk Hava Yolları sponsorluğunda gerçekleşecek grup, 14-17 Mart tarihlerinde İstanbul’da olacak…

Tango müdavimlerinin gözde mekânı olan Armada, “Tangolu Pazar Akşamları”nın 5. yaşgününü, 14 - 17 Mart 1999 tarihleri arasında konserler verecek “Band-O-Neon” grubu ile kutluyor. Armada Ahırkapı Lokantası’nda gerçekleştirilecek olan tango müziği ve dans gösterileri saat 22.00’de başlayıp, konukların da katılımıyla gece yarısına kadar sürecek. 

Orta Avrupa’nın yegâne otantik tango orkestrası “Band-O-Neon” (Orquesta Tipica del Tango) Türk, Arjantinli, Avusturyalı ve Polonyalı sanatçılardan oluşuyor. 11 kişilik orkestra, ismini tangonun en tipik enstrümanı olan “bandoneon”dan almış.
Band-O-Neon - http://www.tango-bandoneon.at/

Viyana merkezli bu grubun repertuvarında kusursuz yorumladığı Arjantin tangolarının yanısıra, Türkçe sözlü tangolar da yeralıyor. Gerçek tango aranjman teknikleriyle yeniden yorumlanan Türkçe tangolar, “Band-O-Neon”un Avrupa ülkelerinde verdiği konserlerinde de büyük ilgi görüyor.

27 Haziran 1998

Tahinli Dondurma

Armada Mutfağında artık yeni bir lezzet daha yerini alıyor: Tahinli Dondurma!

Tahinli dondurmayı aslında mahallemizin kadim dondurmacısı "Balkan Dondurmacısı" İsmet Usta'dan alıyorduk ve konuklarımız çok beğeniyordu. İsmet Usta bizim mutfağa "el verdi" ve bundan böyle Armada'da da yapılacak. Hele kağıt helva eşiliğinde yenirse tadına hiç doyum olmuyor!

 

TAHİNLİ DONDURMA


Malzemesi:

1 kg. süt
200 gr. şeker
1 çorba kaşığı salep
1 adet yumurta sarısı
200 gr. tahin


Hazırlanışı:

Süt, şeker, yumurta sarısı ve salep birlikte kaynatılır. Biraz soğuduktan sonra, ılık kıvamdayken tahin eklenir ve karıştırılır. Başka bir kaba buz konulur. Karıştırılmış malzemenin bulunduğu kap, buzlu kabın içine yerleştirilir. Biraz katılaşınca istenilen kaplara dökülür ve buzluğa yerleştirilir. Beyaz susamla birlikte servis yapılır.



07 Mayıs 1997

Armada Bahçesi Kudsi Erguner ile Açıldı...


Eski İstanbul bahçe kültürünü canlandırmak amacıyla düzenlenen "Armada Bahçesi", 5 Mayıs '97, Pazartesi gecesi Ahırkapı Sokakta Hıdrellez eğlenceleri ve Bahçede Kudsi Erguner ve ekibinin İstanbul Rembetikoları konseri ile açİldİ.

Ahırkapı Sokakta, Armada Otel'in seyyar satıcı tezgahlarından esinlenerek yapılmış arabalarında, eski İstanbulda bir "İlkyaz Bayramı" olarak kutlanan Hıdrellez geleneğine uygun olarak hazırlanmış yiyecekler ve çeşitli içecekler ikram edildi. Davul zurna eşliğinde, bazı konuklar ve mahalle halkı tıpkı eski hıdrellezlerde olduğu gibi ateş üzerinden atladı, dileklerini simgeleyen kırmızı bezleri gül ağaçlarına iliştirdi.

Daha sonra, Armada Bahçesinde Kudsi Erguner konserine geçildi. Solistler Melihat İçli ve Yusuf Bilgin'in de katılımıyla verilen konserde eski İstanbulda söylenen "Rembetiko" parçaları Türkçe ve Rumca olarak seslendirildi. 

* * * *
KUDSİ ERGUNER
İSTANBUL REMBETİKOSU KONSERİ 
(5 Mayıs 1997- Armada BAHÇESİ Açılışı)
__________________________________________________
Kudsi Erguner - Ney  /  Necib Gülses - Tanbur  /   Demir Karabaş-Keman  / Şükrü Kabacİ-Klarnet  /  Hakan Güngör-Kanun  /  Mehmet Bitmez - Ud/ 
Mirza Başar-Buzuki  /   Doğan Hoşses - Def  /  
Yusuf Bilgin - Solist   / Melihat Gülses - Solist 
Program: 
Karabiberim / Mestesroli Stastenma
Uşşak Sirto
Gemilerde Talim Var / Pali methizmenos ime ego vasena simera an Kalyopaki mu
Yedikule / Pente htonia dhikasmenos mesa sto Yedikule
Entarisi Ala Benziyor / Dhimitrula mu theicapopse na merhiso keme senane meraklu mu..
Adalar Sahili / Matya mu, Matya mu, ton ematyon mu Matya
Karciğar Sirto
Makber
Darıldın mı cicim bana / Htes to vradhi haraklaki ihes vali torgonaki , Ke glenruses mena alanİ kato sto Paşa Liman
Mavili 
REMBETİKO (*)
Özellikle liman şehirlerinde doğan çağdaş halk türkülerinin (="Rembetiko") bazılarında basit bir armoni görülür. 20. Yüzyıl başlarında Türkiye'den Yunanistan'a göç etmiş olan Rumlar, Yunanistan'da daha önce varolan ancak daha sonra bir kenara itilen "REMBETİKO" kültürüne yeni bir canlılık getirmişlerdir. Bu müzik son yıllara kadar terk edilmiş bir alt kültür olarak yaşamını sürdürmüş ve sonraları, tekrar moda olduğunda, gittikçe armonize edilerek "Moda" yapısından uzaklaşmış; Türk ve eski Yunan müziğinin ortak yapısı olan "Makam" geleneğinden kopmuş, Zeibetiko (Zeybetiko), Khassapiko (Kasabiko), Tsiftetelli (Çiftetelli), Khassaposerviko gibi isimlerle tavernalarda buzuki ve gitarlarla çalınan Yunan folkloru şekline dönüşmüştür. 60'lı yıllardan sonra tekrar güncellik kazanan bu müzik, ilk göçmen neslinin gittikçe kaybolması nedeniyle, ancak eski taş plaklardan dinlenebilen bir nostalji olarak kalmıştır. Yunanistan'da makam geleneği içinde yetişmiş müzisyen olmadığından, bu müziği otantik şekli ile dinlemeye imkan yoktur ve Yunanlıların "AMANİDES", Türklerin "GAZEL" dediği serbest okuyuş şekli, Yunanistan'da tamamiyle kaybolmuş durumdadır. Diğer yandan arşivler tetkik edildiğinde eserlerin çoğunun Türkiye'de, son yIllara kadar Türkçe sözlerle aynı melodiler üzerinde okunmakta olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle Türk sanatçıları bir araya getirerek, arşivlerdeki kayıtlardan elde edilen repertuarı, Yunanca ve Türkçe sözlerle okumaları projesi gerçekleştirilmiştir. Bu gece, Armada BAHÇESİ'nde İstanbul Rembetikolarını, hem Türkçe hem Rumca çalıp söyleyeceğiz... / 5 Mayıs 1997 / İstanbul / Kudsi Erguner 
(*) Literatürde tartışılmakla birlikte "Rembetiko" yazılıp, "Rebetiko" okunur.
* * * * * * * * * 
KUDSİ ERGUNER 

Dedesi Süleyman Erguner ve babası Ulvi Erguner'in sanatı olan neyzenliği devam ettiren Kudsi Erguner, liseyi bitirdikten sonra bir süre İstanbul Radyosu'nda neyzen olarak çalıştı ve 1972'de Paris'te mimarlık öğrenimine başladı. Bu arada müzikoloji eğitimi gördü ve her iki dalda da doktora yaptı. Türk ve Ortadoğu müziklerinin yanısıra Hindistan, Pakistan ve birçok Asya ülkesinde araştırmalar yaptı. Uzun yıllar Fransız radyosu müzik yayınlarında prodüktör olarak çalıştı ve tüm dünyanın geleneksel müziklerini yayınladı. Avrupa'nın birçok kentinde, Amerika ve Japonya'da verdiği konserlerle neyi ve Türk Tasavvuf müziğini bütün dünyaya tanıttı; neye ve Türk müziğine evrensel bir boyut kazandırdı. İstanbul'un kendine özgü müzik kültürünün tüm dallarında yaptığı araştırmaları hem konser, hem de plak olarak sundu. Kurduğu İstanbul Mevlevi Heyeti ile İstanbul'da gelişen Mevlevi kültürünü, İstanbul Hanımları Grubu ile harem müziğini, Fasİl Topluluğu ile geleneksel saray müziğini, Türk Çigan Grubu ile Balkanlar'da ve İstanbul'da gelişmiş geleneksel müziği, İstanbul Müezzinleri ile dini müziği, kardeşi neyzen Süleyman Erguner ile birlikte kurduğu grup ile de enstrümantal Türk müziğini dünyanın çeşitli büyük festivallerinde tanıttı. Avrupa ve Japonya'nın birçok büyük firması için 40'dan fazla CD doldurdu. Kudsi Erguner ünlü yapımcı Peter Brook'un iki filmi ile Mahabharata adlı piyesin müziğini yaptı; Marco Ferreri ve Scorsese gibi yapımcıların filmlerine, Franco Battlato'nun Genesis adlı operasına müziğiyle katkıda bulundu. Mehmet Ulusoy'un sahneye koyduğu Ortadirek adlı oyunun ve ünlü dansçı Carolyn Carlson'un bir balesinin müziklerini hazırladı. Peter Gabriel'in iki albümünde besteleri olan Kudsi Erguner, Didier Lockwood ve Jean Marc Padovanni gibi cazcılarla çalıştı. George Aperghis ile birlikte bir film ve tiyatro müziği gerçekleştirdi. Lille Festivali'nin sanat danışmanlığını yaptı.

* * * * * * * * * 



Niçin Hıdrellez?


Armada Otel, Armada BAHÇESİ'nin açılışını planlarken, daveti "İlkyaz Bayramı" yapılan, 5 Mayıs'ı 6 Mayıs'a bağlayan geceye denk düşürmeye özen gösterdi. Eski aylardan Hızır'ın 1. gününe kadar süren bu bayramı eskiler bilir, " Hızır İlyas", "Hıdrellez" derdi... Ama “yeni” kuşaklar için, İstanbul Ansiklopedisi'nin  bu konuyla ilgili maddesine bir göz atalım:

"... Eski İstanbul'da ilkyaz ve seyran bayramı sayılan hıdrelleze ilgi çok fazlaydı. Bir hafta önce akrabalara davetnameler gönderilerek Hıdrellez hazırlıkları başlardı. Yaprak sarması, döküntülü irmik helvası, kuzulu pirinç pilavı hazırlanarak .... mesire yerlerine gidilir, Hıdrellez eğlenceleri sabahtan akşama geç vakitlere kadar sürerdi. Hıdrellez kutlamalarında gül ağacı, yeşil bitkiler, ağaçlar ve su motiflerinin kullanıldığı görülmektedir. ... Eski İstanbul'da hıdrellezde yapılan geleneksel uygulamalar sağlık ve şifa, mal - mülk, bereket ve bolluk, kısmet ve şans talebine yönelik olarak gruplandırılabilir... Hıdrellez sabahı bir gül dalına yemeni, gömlek, mendil gibi eşyalardan biri asılır ve ertesi gün bunlar giyilir/... Hıdrellez sabahı, eski hasır parçalarından yakılan ateş üzerinden herkes üç defa dilek dileyerek atlar... Mal - Mülk ve Servet Talebine Yönelik olarak:  Gül dalına, .. bir kese içinde para bağlanır. Hıdrellez sabahı gün doğmadan para... alınır ve cüzdana konursa paranın bir yıl boyunca eksilmeyeceğine inanılır. / ... ev sahibi olmak isteyenler, ... gül dibine hamurdan ya da çöpten ev maketi yaparlar. /... Hıdrellez sabahı gün doğmadan, evlerin kapı ve pencereleri 'Hızır'ın bereketi'nin girmesi için açık bırakılır... / Gül dalına gümüş kuruşlar, çeyrekler... asılır. / Hıdrellezgünü başına 'Arzuhal sundum deryaya, derya da sunsun Mevlaya', altına da dilek yazılarak, denize dilekçe verilir. 

Gördüğünüz gibi, enflasyon, çevre kirliliği, kişisel, endüstriyel, ulusal ve uluslararası ilişkiler... , her derde deva  bir bayram... Niçin yeniden canlanmasın? Bu vesile ile -tıpkı ilk açılışımızda olduğu gibi- Armada BAHÇESİ'ni varlığı ile onurlandıran, Kudsi Erguner'e içten teşekkürle... 
ARMADA AİLESİ

01 Mart 1997

Eski İstanbul'un "Cobra"sı Ahırkapı'ya Geldi...

Ne havagazı, ne likit gazlar, ne de doğalgazın olduğu yüzyıl başı İstanbul'unun lüks mutfaklarında boy gösteren, çift gözlü, çift hazneli ve pompalı gazocağı "COBRA" Armada Otel'in koleksiyonuna katıldı...



"Cobra": Pompalı Gazocağı


Yüzyıl başı İstanbul mutfaklarında, genellikle pirinç alaşımlı metalden yapılmış, küçük depolarındaki gazyağının ocağa pompalanması ile yanış sağlayan, tek gözlü gazocakları bulunurdu. Ancak, bazı lüks mutfaklarda, iki ocaklı, dolayısıyla çift depolu ve çift pompalı gazocaklarının kullanıldığı da hatırlanıyor. İşte bu ocaklardan biri, yeşil emaye bordürleri, "art-nouveau" dekorlu "Cobra" markası ile bir bitpazarında bulunup, eski İstanbul yaşam kültürünü canlı tutmaya çalışan Armada Otel'e getirilerek, meraklıların görüşüne sunuldu.